<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yaz Dediler</title>
	<atom:link href="http://www.yazdediler.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yazdediler.com</link>
	<description>Sonunda İstedikleri Oldu</description>
	<lastBuildDate>Fri, 14 Oct 2011 22:34:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1</generator>
		<item>
		<title>Felatun Bey ile Rakım Efendi</title>
		<link>http://www.yazdediler.com/kitap/felatun-bey-ile-rakim-efendi.html</link>
		<comments>http://www.yazdediler.com/kitap/felatun-bey-ile-rakim-efendi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Oct 2011 15:05:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>emredici</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazdediler.com/?p=735</guid>
		<description><![CDATA[Yazar: Ahmet Mithat Efendi Tanzimat döneminin önde gelen klasiklerinden Felatun Bey ile Rakım Efendi hep okumak istediğim bir kitaptı. Nihayet gayeme eriştim. Şekli batılılaşmanın temsilcisi Felatun Bey ile değerlerine bağlı bir doğulu olan Rakım Efendi&#8217;nin hikayesi oldukça keyifliydi. Yazar Ahmet Mithat Efendi&#8217;nin kullandığı dil epeyce nüktedan. Felatun Bey ile Rakım Efendi arasındaki rekabette yazar kuşkusuz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.yazdediler.com/wp-content/uploads/2011/10/Felatun-Bey-Ile-Rakim-Efendi.jpg" alt="" width="160" height="231" /></a><br />
Yazar: Ahmet Mithat Efendi</p>
<p>Tanzimat döneminin önde gelen klasiklerinden Felatun Bey ile Rakım Efendi hep okumak istediğim bir kitaptı. Nihayet gayeme eriştim. Şekli batılılaşmanın temsilcisi Felatun Bey ile değerlerine bağlı bir doğulu olan Rakım Efendi&#8217;nin hikayesi oldukça keyifliydi.<span id="more-735"></span></p>
<p>Yazar Ahmet Mithat Efendi&#8217;nin kullandığı dil epeyce nüktedan. Felatun Bey ile Rakım Efendi arasındaki rekabette yazar kuşkusuz Rakım Efendi&#8217;nin yanında. Felatun Bey tüm budalalıkları üzerinde toplamış, sefahat ehli, kadın düşkünü bir batı hayranıdır. Rakım Efendi ise geleneklerine bağlı -ama modernleşmeye pek de karşı durmayan-, tutumlu ve çalışkan bir Osmanlıdır.</p>
<p>Felatun Bey, Rakım Efendi&#8217;yi sürekli hakir görür. Onu; hayatın tadını çıkarmadığı, sıkıcı ve yavaş bir yaşantı sürdüğü için kendisinden aşağı görür. Kültürel derinlik anlamında kimin üstün olduğunun önemi yok. Felatun Bey bir batılı gibi yetiştirilmiştir. Öyleyse kendi gibi olmayan diğerlerinin mertebesi ancak cahillik ve aşağılıktır.</p>
<p>Rakım Efendi de tahmin edeceğiniz üzre bunların tam aksi özelliklere haizdir. Vakarını korur, parasını biriktirir. Çalışkandır, iyi de para kazanır. Pavyonlarla işi olmaz, evde rakısını içse de. Evde ihtiyar dadısı ve biricik cariyesi ile birlikte yaşar. Tüm saadet kaynağı onlarla geçirdiği vakittir. Fazlasını istemez.</p>
<p>Kitabın sonunda gayet tabi ki Felatun Bey helak olur. Kendini ve parasını tüketmiş vaziyette, acziyetler içindedir. Rakım Efendi öyle mi? Gayet mutlu, gayet memnun. Dadısı ve eski cariyesi (yeni eşi) ile mesut bir hayatın kapısı aralar.<br />
Kitap sayfalara yayılmış bir &#8220;ağustos böceği-karınca&#8221; hikayesi gibidir. Tam bir tanzimat klasiği, doğu-batı mukayesesidir. Okunması gerekir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazdediler.com/kitap/felatun-bey-ile-rakim-efendi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tanzimat ve Türk Ailesi</title>
		<link>http://www.yazdediler.com/kitap/tanzimat-ve-turk-ailesi.html</link>
		<comments>http://www.yazdediler.com/kitap/tanzimat-ve-turk-ailesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Oct 2011 15:03:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>emredici</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazdediler.com/?p=732</guid>
		<description><![CDATA[Yazar: Dilaver Cebeci Tanzimat&#8217;ı tarih anlatıcılığın ötesinde idrak etmek için döneme ait romanlar okumaya başladım. Yavaş yavaş dolan bu bilgi havuzu, dönemin sosyolojik suretinden nasipsiz olmamalıydı. Bu ihtiyacıma doğrudan cevap vereceği için Tanzimat ve Türk Ailesi&#8217;ni okudum. Kitap ilk olarak Tanzimat&#8217;ın öncesini ve sonrasını, gelişen politik meseleleri anlatıyor okuruna. Bunlar kavranmdan toplumsal değişimi kavramanın imkansızlığından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.yazdediler.com/wp-content/uploads/2011/10/tanzimat-ve-türk-ailesi.jpg" alt="" width="160" height="252" /></a><br />
Yazar: Dilaver Cebeci</p>
<p>Tanzimat&#8217;ı tarih anlatıcılığın ötesinde idrak etmek için döneme ait romanlar okumaya başladım. Yavaş yavaş dolan bu bilgi havuzu, dönemin sosyolojik suretinden nasipsiz olmamalıydı. Bu ihtiyacıma doğrudan cevap vereceği için Tanzimat ve Türk Ailesi&#8217;ni okudum.<span id="more-732"></span></p>
<p>Kitap ilk olarak Tanzimat&#8217;ın öncesini ve sonrasını, gelişen politik meseleleri anlatıyor okuruna. Bunlar kavranmdan toplumsal değişimi kavramanın imkansızlığından bahsediyor. Osmanlı ekonomisinin Sanayi İnkılapı neticesinde gerilemesiyle ülkenin bir hammade pazarına dönüşü yenilginin toplum nazarındaki ilk emareleri olarak kabul görüyor.</p>
<p>Yazar, Lale devrinden III.Selim&#8217;e kadar olan devri serbest ve şuurlu değişmeler dönemi, III.Selim devrini serbest kültür değişmeleri ile mecburi değişmeler arasında bir intikal dönemi, bundan sonraki dönemleri de mecburi değişmeler şeklinde tasnif ediyor. Mecburi kelimesinden anlamamız beklenen cebir kullanılarak yani zoraki yapılan değişimlerdir.</p>
<p>Velhasıl kitabın bu bölümünün bitimiyle Tanzimat&#8217;ın Türk Ailesi&#8217;ne nasıl, ne yönde tesir ettiğini anlatan sosyolojik kısma geçiyoruz. Yazar nelere değinmiyor ki: Evler ve konaklar, aile hayatı ve kadınlık, aile hukuku, kıyafet, aile hayatı ve sofra adabı, köleler ve cariyeler, aile hayatında eğlence.<br />
Merak eden okusun, bilgilensin diye umalım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazdediler.com/kitap/tanzimat-ve-turk-ailesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fatih-Harbiye</title>
		<link>http://www.yazdediler.com/kitap/fatih-harbiye.html</link>
		<comments>http://www.yazdediler.com/kitap/fatih-harbiye.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Oct 2011 14:59:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>emredici</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazdediler.com/?p=718</guid>
		<description><![CDATA[Yazar: Peyami Safa Hep tarih kitaplarından okuduğum Tanzimat Dönemi&#8217;ne bir de romanlar vasıtasyıla farklı bir açıdan bakmak istedim. Fatih-Harbiye bu okuma listesinde 1. sırayı almıştı. Doğu ve batının arasında ezilen Osmanlıları anlamanın yolu bu kitaplardan geçiyor bana kalırsa. Kitap Neriman adındaki hanım kızın etrafında şekilleniyor. Fatihli bir genç kız olan Neriman, Beyoğlu&#8217;yu keşfedince kafası bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.yazdediler.com/wp-content/uploads/2011/10/fatih-harbiye.jpg" alt="" width="160" height="231" /></a><br />
Yazar: Peyami Safa</p>
<p>Hep tarih kitaplarından okuduğum Tanzimat Dönemi&#8217;ne bir de romanlar vasıtasyıla farklı bir açıdan bakmak istedim. Fatih-Harbiye bu okuma listesinde 1. sırayı almıştı. Doğu ve batının arasında ezilen Osmanlıları anlamanın yolu bu kitaplardan geçiyor bana kalırsa.<br />
Kitap Neriman adındaki hanım kızın etrafında şekilleniyor. Fatihli bir genç kız olan Neriman, Beyoğlu&#8217;yu keşfedince kafası bir hayli karışıyor.<span id="more-718"></span></p>
<blockquote><p>Galatasaray’dan tünele doğru yürüdüler. Neriman Beyoğlu’na çıktığı vakit, halis Türk mahallelerinde oturanların çoğu gibi, kendini büyük bir seyahat yapmış sanırdı. Gene Fatih uzakta kaldı. Tramvayla bir saat bile sürmeyen bu mesafe, Neriman’a Afgan yolu kadar uzun görünürdü ve Kabil ile New York arasındaki farkların çoğuna İstanbul’un iki semti arasında kolayca tesadüf edilir.</p></blockquote>
<p>Girmiş olduğu bu yeni dünyanın büyüsüne kapılan Neriman kısa süre sonra çocukluk arkadaşı ve müstakbel eşinden soğuyor ve alafranga bir beyefendiye ilgi duymaya başlıyor. Beyoğlu&#8217;dan her dönüşünde, içinde bulunduğu kültüre dair eleştirel fikirlerini de beraberinde taşıyor. Şark&#8217;ı miskin, tembel, lapacı bir kediye; garbı ise çalışkan, uyanık, uyurken bile uyanık bir köpeğe benzetiyor. Babasıyla girdiği tartışmalarda bu fikirlerini çekinmeden beyan ediyor. Baba Faiz Bey ise kızının bu gel-gitlerini şarklı vakarıyla karşılıyor.</p>
<blockquote><p>&#8220;Kimi adam vardırki sabahtan akşama kadar oturur ve düşünür. Onun bir hazine-i efkârı vardır, yani fikir cihetinden zengindir; kimi adam vardır ki sabahtan akşama kadar ayak üstü çalışır, meselâ bir rençper, fakat yaptığı iş dört tuğlayı üstüste koymaktan ibarettir.&#8221;</p></blockquote>
<p>Evvelki insan tembel görünür velâkin çalışkandır, diğer insan çalışkan görünür velâkin yaptığı iş sudandır. Zira birisi maneviyat ile, zihin gayretiyle yapılan iştir; öbürü vücut ile, bedenle yapılan iştir. Maneviyat daima daha âlidir, vücut sefildir. Yapılan işlerin farkı da bundandır.<br />
Sonunda elbette kızımız Neriman içine düştüğü derin yanılgıyı fark ediyor. Garbın maddeye şarkın ise manaya yüklediği anlamın keşfine varıyor. Alafranga beyefendisi Macit&#8217;ten vazgeçip bizden biri olan Şinasi&#8217;ye varıyor.</p>
<p>Doyurucu bir tahlil için: http://yayinlar.yesevi.edu.tr/files/article/423.pdf</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazdediler.com/kitap/fatih-harbiye.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kazım Karabekir&#8217;in Gözüyle Yakın Tarihimiz</title>
		<link>http://www.yazdediler.com/kitap/kazim-karabekirin-gozuyle-yakin-tarihimiz.html</link>
		<comments>http://www.yazdediler.com/kitap/kazim-karabekirin-gozuyle-yakin-tarihimiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Sep 2011 01:25:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>emredici</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazdediler.com/?p=687</guid>
		<description><![CDATA[Yazar: Mustafa Armağan Resmi tarihteki aşınma hızı parabolik bir biçimde artıyor son günlerde. Yalanlarla tahkim edilen sac ayakları birer birer devriliyor. Toplumda baş gösteren bu &#8220;hakikati arama hastalığı&#8221; Karabekir&#8217;in anlatılarıyla daha da perçinleniyor. Tek yönlü tarih algısının yarattığı superman&#8217;lere bir de Karabekir gözüyle bakmak için bu kitabı okumak yeterli. &#8220;Vatandaş, yanlış bilgi felaket kaynağıdır. Her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-688" title="kazimkarabekir" src="http://www.yazdediler.com/wp-content/uploads/2011/08/kazimkarabekir.jpg" alt="" width="160" height="251" /><br />
Yazar: Mustafa Armağan</p>
<p>Resmi tarihteki aşınma hızı parabolik bir biçimde artıyor son günlerde. Yalanlarla tahkim edilen sac ayakları birer birer devriliyor. Toplumda baş gösteren bu &#8220;hakikati arama hastalığı&#8221; Karabekir&#8217;in anlatılarıyla daha da perçinleniyor. Tek yönlü tarih algısının yarattığı superman&#8217;lere bir de Karabekir gözüyle bakmak için bu kitabı okumak yeterli.<span id="more-687"></span></p>
<blockquote><p>&#8220;Vatandaş, yanlış bilgi felaket kaynağıdır. Her işin evvela hakikatini ara ve öğren, sonra münakaşasını istediğin gibi yaparsın.</p>
<p>Birincisi vicdanına, ikincisi seciye ve irfanına dayanır.&#8221; Kazım Karabekir</p></blockquote>
<p>Mustafa Armağan, yakın tarihin aydınlatılması için büyük önem taşıyan bu kitabı farklı bir tarzda kaleme almış. 1918-1922 arası yaşanan tüm hadiseler bize Kazım Karabekir&#8217;in gözüyle, birinci tekil şahısla, anlatılıyor. Paşa&#8217;nın yaşadığı heyecan, şüphe ve aldatılmışlık hisleri bu şekilde en tesirli biçimde okura veriliyor. Kitap, Karabekir&#8217;in ardında bıraktığı İstiklal Harbimiz, İstiklal Harbimizin Esasları, Nutuk ve Karabekir&#8217;den Cevaplar, Günlükler adlı eserlerinin 230 sayfalık bir özeti hükmünde.</p>
<p>Kazım Paşa&#8217;nın milli mücadele sürecinde üstlendiği öncü hamleler, Mustafa Kemal&#8217;i istiklalin doğuda olduğuna ikna edişi, Erzurum kongresi ve Mustafa Kemal&#8217;i halka sevdirme çabaları anlatılıyor ilk olarak. Daha sonrasında ise Kazım Paşa&#8217;nın Şark Cephesi Kumandan&#8217;ı olarak Ankara&#8217;yla yaşadığı anlaşmazlıklar, maruz kaldığı çelişkili emir ve yaptırımlar anlatılıyor.</p>
<p>Kardeşlik ruhuyla başlayan milli mücadelenin Ankara&#8217;daki garip yapılanmayla bir ihtiras kazanına dönmesini Karabekir Erzurum&#8217;dan kaygıyla izliyor. Bu &#8220;nazik&#8221; süreçte bir zaaf yaratmamak adına son derece ihtiyatlı hareket eden Kazım Paşa sulh sonrası cezalandırılacağından habersizce, safiyane biçimde milli vazifelerini yerine getiriyor.</p>
<p>28 Ekim 1920&#8242;de Ankara&#8217;nın basiretsizliğine daha fazla dayanamayan Kazım Paşa, daha önceden tasarlanan askeri planı uygulamaya koyuyor ve Kars&#8217;ı Ermeniler&#8217;in elinden almak üzere sefere çıkıyor. 1100 Ermeni askerin öldürüldüğü, içinde Ermenistan Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakanı&#8217;nın da bulunduğu 1150 Ermeni subayın esir alındığı, yüklü miktarda askeri teçhizatın ele geçirildiği bu başarılı harekat bakın Nutuk&#8217;ta nasıl anlatılıyor;</p>
<p>&#8220;Efendiler, savaş meydanında emir bekleyen ordumuz 28 Ekim 1920 günü Kars üzerine harekete başladı. Düşman direnmeden Kars&#8217;ı <em>terk etti</em>. 30 Ekim&#8217;de <em>tarafımızdan</em> işgal olundu.&#8221;</p>
<p>Bu yalnızca ufak bir örnek. Kemal Paşa, Kazım Paşa&#8217;nın adını anmaya bile layık görmüyor doğu zaferlerinde. Yaptıkları tarihten silinmeye çalışılan, kaleme aldığı hatıratları yakılan, hafiyelerle kuşanmış bir esaret hayatına mahkum edilen, tarih kitaplarında esamesi okunmayan bu mazlum paşa, kurulan yeni düzende muktedir kalmak için fazlasıyla temiz yürekli bir insandı anlaşılan.</p>
<p>Kazım Paşa&#8217;nın ardındakilere bir vasiyeti var;</p>
<p><img src="http://www.yazdediler.com/wp-content/uploads/2011/08/karabekir.jpg" alt="Küçük kız anlatırken Karabekir ağlıyor, neden acaba?" width="550" height="410" /></p>
<blockquote><p>&#8220;Vatan çocukları! Daima kendinizden öncekilerin yaşayış tarzını iyi bilin ve onlardan ibret ve örnek alın. İnsanlara hürmet etmek kadar hürmet ettirmek de bir borçtur.&#8221;</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazdediler.com/kitap/kazim-karabekirin-gozuyle-yakin-tarihimiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dini Dünya İşlerine Karıştırmanın Faydaları</title>
		<link>http://www.yazdediler.com/kitap/dini-dunya-islerine-karistirmanin-faydalari.html</link>
		<comments>http://www.yazdediler.com/kitap/dini-dunya-islerine-karistirmanin-faydalari.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Sep 2011 01:22:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>emredici</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazdediler.com/?p=684</guid>
		<description><![CDATA[Yazar: Mustafa Akyol 18. ve 19. yüzyıl düşünürlerinin kehanetine göre din gelecek yıllarda etkisini hayli yitirecek ve hatta azalarak bitecekti. Bu süreci hızlandırmak için 20. yüzyıl dinsizliği emreden devlet ideolojilerine sahne oldu. Fakat insanların içinde bulunan maddeler üstü bir ideal düşüncesi tüm öngörü ve baskılara rağmen ortadan kaldırılamadı. Mustafa Akyol, modern çağda dinin toplumsal olayları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-685" title="Dini-Dunya-Islerine-Karistirmanin-Faydalari" src="http://www.yazdediler.com/wp-content/uploads/2011/08/Dini-Dunya-Islerine-Karistirmanin-Faydalari.jpg" alt="" width="160" height="248" /><br />
Yazar: Mustafa Akyol</p>
<p>18. ve 19. yüzyıl düşünürlerinin kehanetine göre din gelecek yıllarda etkisini hayli yitirecek ve hatta azalarak bitecekti. Bu süreci hızlandırmak için 20. yüzyıl dinsizliği emreden devlet ideolojilerine sahne oldu. Fakat insanların içinde bulunan maddeler üstü bir ideal düşüncesi tüm öngörü ve baskılara rağmen ortadan kaldırılamadı.<span id="more-684"></span></p>
<p>Mustafa Akyol, modern çağda dinin toplumsal olayları etkilemesi kadar tabii bir şey olmadığından söz ediyor köşe yazılarından derlenmiş olan kitabında. Dinin kendini gösteremediği, baskı altına alındığı toplumların anormal bir yapıya sahip olduğunu ifade ediyor. Yazar düşüncelerini meşrulaştırmak için sürekli Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nden örnekler veriyor. Bilindiği gibi ABD&#8217;de dini kuruluşlar, kiliseler adeta birer sivil toplum kuruluşu gibi faaliyet gösterip ülke gündeminde kendilerine yer bulabiliyor.</p>
<p>Akyol, liberalizmin siyasi bir görüş olduğunu savunarak bir müslümanın liberal düşünceyi savunmasının bir mahzuru olmadığını iddia ediyor. Siyasal İslam anlayışının &#8220;varolan küfür düzenini acilen yıkıp yerine şer&#8217;i bir devlet kurmak&#8221;tan başka bir ideali, bir projesi olmamasını eleştiriyor.</p>
<p>Akyol, bir müslümanın, müslüman ahlakını yakalama gayretinin diğer tüm gayretlerin üzerinde yer alması gerektiğini söylüyor. Ve özelden genele çıkarak, İslamiyet&#8217;i hakkıyla yaşayan bir topluluğun, içtimai özgürlükler çerçevesinde kendini ifade etmesinin modern çağda bir tehtid olarak görülmediğini dışarıdan örneklerle açıklıyor. Bu yolla ülkemizdeki anormalliklere dikkat çekiyor.</p>
<p>Kitap, kolay okunan ve çabuk bitirilen bir özelliğe sahip. Son yıllar içinde hep gündemde olan konular hakkında faydalı bir okuma olacağı kanaatindeyim.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazdediler.com/kitap/dini-dunya-islerine-karistirmanin-faydalari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Defterimden Portreler</title>
		<link>http://www.yazdediler.com/kitap/defterimden-portreler.html</link>
		<comments>http://www.yazdediler.com/kitap/defterimden-portreler.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Sep 2011 01:19:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>emredici</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazdediler.com/?p=681</guid>
		<description><![CDATA[Yazar: İlber Ortaylı Kapağında bir çok ünlü ismi bulunduran cazip bir kitaptı İlber Ortaylı&#8217;nın Defterimden portreler adlı kitabı. Zannediyorum, sahiden defterine yazdığı notlardan vücut bulmuş bir kitaptı. Julius Caesar, Fatih Sultan Mehmet, Mimar Sinan, Kösem Sultan, II. Katerina, II. Abdülhamid, Leo Tolstoy gibi tarihi şahsiyetlerin yanı sıra, Kazım Karabekir, Mehmet Akif Ersoy, Halil İnalcık, Yahya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-682" title="defterimden portreler4" src="http://www.yazdediler.com/wp-content/uploads/2011/08/defterimden-portreler4.jpg" alt="" width="160" height="249" /><br />
Yazar: İlber Ortaylı</p>
<p>Kapağında bir çok ünlü ismi bulunduran cazip bir kitaptı İlber Ortaylı&#8217;nın Defterimden portreler adlı kitabı. Zannediyorum, sahiden defterine yazdığı notlardan vücut bulmuş bir kitaptı.<span id="more-681"></span></p>
<p>Julius Caesar, Fatih Sultan Mehmet, Mimar Sinan, Kösem Sultan, II. Katerina, II. Abdülhamid, Leo Tolstoy gibi tarihi şahsiyetlerin yanı sıra, Kazım Karabekir, Mehmet Akif Ersoy, Halil İnalcık, Yahya Kemal, Reşad Ekrem Koçu, Latife Hanım gibi yakın dönem şahsiyetlerinin portlerini içeriyor kitap.</p>
<p>İlber Ortaylı, kitabın &#8220;günümüzden portreler&#8221; bölümünde toplumun kahir ekseriyetince tanınmayan ama kendince çok önemli gördüğü kişilere ağırlık vermiş. Hocaları için ahde vefa yapmış desek yeridir. Bu tanımadığım, ilgimi de çekmeyen şahsiyetlerin portrelerini okumadan geçtiğimi itiraf etmekte bir sakınca görmüyorum.</p>
<p>Ortaylı kitabın arka kapağında şunu belirtiyor:</p>
<blockquote><p>&#8220;Her zaman tarih portreleri kaleme almayı sevdim. Portre çizmek başlı başına bir sanattır. Ayrıntılı bilgilerle çizilen büyük tarihi portreler bizim tarihçiliğimizde mevcut değil. Sebebi açık, sanatçı değiliz. Bir tarihi kişiliği çizmek için her şeyden evvel edebiyatçı olmak, öyle bir gelenekten gelmek lazım. Bu nedenle benim girişimim bir eskizdir, okuyucunun tepkisini bekliyorum.&#8221;</p></blockquote>
<p>Okuyucunun tepkisi: İlber Hocam portre yazma demiyorum, hobi olarak yine yaz.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazdediler.com/kitap/defterimden-portreler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Din ve Laiklik</title>
		<link>http://www.yazdediler.com/kitap/din-ve-laiklik.html</link>
		<comments>http://www.yazdediler.com/kitap/din-ve-laiklik.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Sep 2011 01:17:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>emredici</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazdediler.com/?p=678</guid>
		<description><![CDATA[Yazar: Ali Fuad Başgil Taha Akyol&#8217;un Bilim ve Yanılgı kitabında sık sık bahsettiği Ord.Prof.Dr. Ali Fuad Başgil&#8217;in bu kitabını okumak üzerime bir vazife olmuştu. Nitekim okudum. Kitap 1940&#8242;ların diliyle yazılmış olduğundan kolay bir okuma tecrübesi olmadığını belirtmeliyim. Din ve Laiklik, 1940&#8242;larda söylenemeyen şeyleri söyleyen, otoriter rejime karşı yapılmış entellektüel bir manifesto hükmünde adeta. Kitabın ilk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.yazdediler.com/wp-content/uploads/2011/08/din-ve-laiklik.jpg" alt="" width="160" height="225" /><br />
Yazar: Ali Fuad Başgil</p>
<p>Taha Akyol&#8217;un Bilim ve Yanılgı kitabında sık sık bahsettiği Ord.Prof.Dr. Ali Fuad Başgil&#8217;in bu kitabını okumak üzerime bir vazife olmuştu. Nitekim okudum. Kitap 1940&#8242;ların diliyle yazılmış olduğundan kolay bir okuma tecrübesi olmadığını belirtmeliyim. Din ve Laiklik, 1940&#8242;larda söylenemeyen şeyleri söyleyen, otoriter rejime karşı yapılmış entellektüel bir manifesto hükmünde adeta.<span id="more-678"></span></p>
<p>Kitabın ilk bölümü 18. yüzyılda ortaya çıkmış felsefi cereyanları anlatıyor okura. Materyalizm ve Pozitivizm&#8217;in manası ve tarihsel gelişimi uzun uzadıya anlatılıyor. Sonrasında ise Ali Fuad Başgil&#8217;in bu fikirlere karşı geliştirdiği cevapları okuyorsunuz.</p>
<blockquote><p>&#8220;Görmeyen gözlü münkir! Düşün ki, üstünde yaşadığın şu yer yuvarlağı, sayısız ecram ve sonsuz bir kâinat içinde en küçük bir varlık ve âdet&#8217;a bir noktadır. Sen ise, bu noktanın içinde ve sathındaki zerrelerden bir zerresin. Varlığın fâni, ömrün mahdut, aklın âcizdir. Sen bu hiçliğini unutuyorsun da, hudutsuz ve sonsuz bir kâinâtı idrak ve ihâtaya kalkışıyor ve kenti hayâlini hakîkat sanarak, inkara sapıyorsun. Görmüyorsun ki, çok güvendiğin ve dünyâların ışığı sandığın aklın sana, kâinat muammâsı karşısında, hiç değilse insaf edip susmayı olsun öğretememiştir.&#8221; sy.33</p>
<p>&#8220;Eski din bezirgânları Allah ve din aşkına konuştuklarına inandırmak isterlerdi. Bugünün ilim bezirgânları ise, ilerilik ve insanlık gibi bâzı büyük kelimelerin arkasına sığınıp da konuşuyorlar. Emin olalım ki, bu iki zümrenin arasında hiçbir fark yoktur. İkisi de sahtekâr ve şarlatandır.&#8221; sy.55</p>
<p>&#8220;İlim, ölçüye ve terâziye girmeyen, çünkü eb&#8217;âdı hâvî olmayan bu âlemin, ne varlığı, ne yokluğu, ne cevheri ve ne evsâfı hakkında hiçbir şey söyleyemez; ne ispat hükmü verebilir, ne de inkâr. İlmin lâ-maddî âlem hakkında diyebileceği bir şey vardır; o da tetkîke imkan bulamadım, binâenaleyh &#8220;bilmiyorum&#8221; dan ibarettir.&#8221; sy.59</p></blockquote>
<p>Ardından din ve maneviyatın tanımı yapılıyor. İnsanın dine niçin ihtiyaç duyduğu sorusuna cevap aranıyor.</p>
<blockquote><p>&#8220;Münkirsen, muayyen ve hudutlu bir hayâtın demirden çemberi içinde, kuyruğunu çarka kaptırmış bir fino gibi, döne dur. Mü&#8217;min, vakarlı bir tevekkülün gölgesi altında, inandığı yarınki ebedî hayâtı sâkin bir iç ferahlığı ile beklemektedir.&#8221; sy.85</p></blockquote>
<p>İkinci bölümde din hürriyetinin ehemmiyeti üzerinde duruluyor. Mevcut rejimin din üzerindeki baskılarının dinden uzak bir nesil yetiştirmek için din adamlarını hedef aldığını anlatıyor. En temel haklardan olan dînî tâlim, tedris ve telifin devlet tarafından yasaklanmasıyla halkın maneviyatsızlaştırıldığını izah ediyor.</p>
<p>Üçüncü kısım ise laikliğe ayrılmış. Laikliğin tanımı, ülkemizdeki muazzam uygulama hataları anlatılıyor.</p>
<p>Başgil&#8217;e göre şu 2 durum da sakıncalar ihtiva etmektedir; dine bağlı devlet, devlete bağlı din.</p>
<p>Dine bağlı devlet için şunlar denmektedir;</p>
<blockquote><p>&#8220;Dine bağlı devlet sisteminde mâbedin telkin ve iknâ kuvveti zayıflamış v e bunun yerini tahakküm ve ceberrutluk kuvvetleri almıştır.Memurlaşan, üniforma ve saltanat sevdasına kapılan din adamlarının ilmî ve ahlâkî kıymeti düşmüş ve gözlerini şahsî menfaat kayguları bürümüştür. Bir din için en büyük tehlike, hâdimlerin memurlaştırılması, kürk ve saltanat hırsına düşmesidir. Bu tehlikeyi bildikleri içindir ki Ebû Hanîfe ve Ebû Bekir Elrâzi gibi İslâm uluları kendine teklif edilen devlet memuriyetini kabul etmemişlerdir.&#8221; sy.177</p>
<p>&#8220;Bizde ötedenberi din terakkîye mâni midir, değil midir, diye münâkaşa edilir, durulur. İkinci Meşrutiyetten beri pek moda olan bu mesele hakkında bizim diyeceğimiz şudur: Din esâsında elbette terakkiye mâni değildir. Mâni olsaydı, sekizinci asırdan on dördüncü asra kadar bütün parlaklığı ile hüküm süren bir islam ilim ve medeniyeti doğmazdı. Terakkîye mâni olan sapıklıktır ve dînin devlet kuvvetleri ile silâhlanıp saltanata düşmesidir.&#8221; sy.178</p></blockquote>
<p>Devlete bağlı din sisteminde lâikliğin yalnızca taklit edildiğini ifade ederek şunları söylüyor;</p>
<blockquote><p>&#8220;Dîne bağlı devlet sisteminde din adamları nasıl birer Sezar kesilirse, devlete bağlı din sisteminde de hükûmet adamları ve her cins ve huydan politikacılar birer fuzûlî din doktoru ve ehliyetsiz reformatör rolü oynamağa kalkışırlar. Dînin asırlar içinde yerleşmiş, örfî ve târihî birer hakîkat kıymeti almış olan akîde ve erkânı, usul ve âdabı üzerinde tıpkı oyuncaklarıyle oynayan çocuklar gibi, oynamağa yeltenirler.</p>
<p>Diyânete ve dînî hayâta dâir indî kararlar vererek bunları jandarma ve polis kuvvetleriyle icrâya kalkışırlar. Din adamlarına ve dîni müesseselere karşı memleket havasında bir soğukluk ve efkârda bir düşmanlık yaratmağa kalkışırlar. Memlekette Allahsızlığı bir moda haline koyarlar. Mâneviyatla alay ederler. Diyânete karşı lâübaliliği ve din adamlarına karşı hakaret etmeyi bir nevi ilerilik gibi gösterirler. Bu sistemin mekteplerinde çocuklara dinden yalnız onu tezyif için bahsedilir. Târih ve felsefe dersleri gibi kültüre âit ders kitaplarında çocuklarai açıktan olamazsa, hîleli ve örtülü bir şekilde din aleyhtarlığı telkin olunur.</p>
<p>Dinin devlete bağlanması sisteminde mâbedin muhtâriyeti hattâ başlı başına bir varlığı kalmaz. Onun varlığı sırf hükümet adamlarının müsâdesine bağlıdır.&#8221; sy.181</p></blockquote>
<p>Başgil&#8217;in &#8220;devlete bağlı din&#8221; bahsinde anlattıkları nedense okura hiç yabancı gelmeyen bir devlet ideolojisinin portresini çiziyor.</p>
<p>Kitabın son kısmında ise laik bir devlette Diyanet İşleri Başkanlığı kurumununun pozisyonu irdeleniyor. Başgil&#8217;e göre DİB özerklik elde edemediği müddetçe &#8220;devlete bağlı din&#8221; sisteminin son bulması mümkün gözükmüyor.</p>
<p>Netice olarak Ali Fuat Başgil&#8217;in Din ve Laiklik kitabının benim için bir okul olduğunu söylemeliyim. Okuruyla konuşur gibi kendini ifade etmeye çalışan, ilmine kıyasla hayli mütevazi bir ilim adamının kaleme aldığı bu içerikçe fevkalade zengin kitabı şiddetle tavsiye ederim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazdediler.com/kitap/din-ve-laiklik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Boğaziçi Köprüsü&#8217;nün Bana Anlattıkları</title>
		<link>http://www.yazdediler.com/genel/bogazici-koprusunun-bana-anlattiklari.html</link>
		<comments>http://www.yazdediler.com/genel/bogazici-koprusunun-bana-anlattiklari.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 May 2011 20:14:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>emredici</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazdediler.com/?p=672</guid>
		<description><![CDATA[Geceleri yorganımın altına çekildiğimde, uzaklarda çağlayan bir nehri andıran sesi ulaşır odama Boğaziçi Köprüsü’nün. Onun üzerinden arabalar geçtikçe hayatın bana rağmen devam ettiğini, ben uyusam da sürüp gideceğini düşleyerek uykuya dalarım. Gece yarısında su içmeye gidecek olursam, seyrelmiş olan trafiğe takılır gözlerim. Tek tük geçen arabaların çıkardığı sesleri dinlerim suyumu yudumlarken. Köprü benim yaşamımda bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.yazdediler.com/wp-content/uploads/2011/05/23.jpg" alt="" width="327" height="220" /></p>
<p>Geceleri yorganımın altına çekildiğimde, uzaklarda çağlayan bir nehri andıran sesi ulaşır odama Boğaziçi Köprüsü’nün. Onun üzerinden arabalar geçtikçe hayatın bana rağmen devam ettiğini, ben uyusam da sürüp gideceğini düşleyerek uykuya dalarım. Gece yarısında su içmeye gidecek olursam, seyrelmiş olan trafiğe takılır gözlerim. Tek tük geçen arabaların çıkardığı sesleri dinlerim suyumu yudumlarken.<span id="more-672"></span></p>
<p>Köprü benim yaşamımda bir demirbaştır. Çamlıca sırtlarından doğan güneşin gözümü kamaştırdığı vakitler dışında, köprüyü izlemek günün en sıradan fakat en keyif veren eylemi olmuştur yıllar boyunca. Boğaziçi Köprüsü, çizdiğim ilk resmin sujesidir; 4 yaşındayken yaptığım bu çizim, bir köprüden çok bir salıncağa benziyor olsa da. Üzerindeki araçları saymayı bir çocukluk oyunu haline getirmem, matematiğimi iyi kılan sebeplerin en belirginidir. Bir ulaştırma birimi olmasının haricinde; sarsılmaz, mukavim yapısıyla zihnime işlemiş abidevi bir mühendislik eseridir. Mühendisliğe olan meylim işte bu özellikleri dolayısıyla Boğaziçi Köprüsü’nden kaynaklanmıştır.</p>
<p>Yemek yerken ona sırtımı dönmeyi hiç istemem. Yemeğin lezzetine doğrudan etki eden ve kompozisyonu tamamlayan bir sos gibidir çünkü boğaz ve Boğaziçi Köprüsü. Anneannemlere giderken, gözümle gördüğüm köprüye ulaşmak için dakikalarca dönüp durmamız, beni ziyadesiyle düşündüren bir sorundu o yıllarda. Bağlantı yollarında yaşanan trafik sıkışıklığı, bu muhteşem yapıyı yakından görmeye gelmiş insanların izdahımından başka bir şey değildi bana göre. Sehimi önlemek için tasarlanmış olan kubbe biçimindeki yol, beni her seferinde hayrete düşürürdü. Mevcut araç sayısı arttığında yolun nisbeten düz hale gelmesi, inşaa sırasında ne tür ince hesapların gözetildiğini bana izah ediyordu.</p>
<p>Sırası gelen büyük bir keyifle geçmeye başlıyordu devasa tankerlerin üzerinden. Bense kollarımı arabanın sağ camına yaslayıp Ortaköy sırtlarındaki evimizi bulmaya uğraşırdım her seferinde, eksilmez bir heyecanla. Bu dakikalarda, sâkinine kendini güzel göstermek için tatlı bir telaş içine girdiğini düşünürdüm apartmanımızın. Şimdilerde ise boş arazilere takılıyor gözüm, her inşaat mühendisinin iç dünyasında yaşattığı müteahhit ruhu dolayısıyla.</p>
<p>2007’de yapılan ışıklandırma çalışmasıyla, köprü yalnızca gündüz varolan bir anıt olmaktan çıkıp, balkonumuza renk katan bir akşam eğlencesi haline gelmişti. O seneye kadar şampiyon takımın bayrağı köprünün tam orta noktasına asılırdı. Fakat sonra, taraftarı tatmin görevini köprünün genç lambaları üstlendi. Fenerbahçe, renkleriyle İstanbul’u süsleme fırsatının farkına varıp hemen şampiyon oldu o mayıs ayında. Bir şölen tadında geçen yaz akşamları, tam bir sene sonra çekilmez bir hal alacaktı.Köprünün büründüğü sarı-kırmızı tuhaf renkler, balkonda yenen akşam yemeklerini üç ay boyunca boykot etmeme neden olmuştu.</p>
<p>Köprü hala yaşamımdaki konumunu muhafaza ediyor. Kah bir intihar vakasıyla heyecanlandırıyor, kah bir milli bayram vasıtasıyla coşturuyor. Bu evin sâkinleri, evden uzak kalınan her gün İstanbul namına O’nu özlüyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazdediler.com/genel/bogazici-koprusunun-bana-anlattiklari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Semerkant</title>
		<link>http://www.yazdediler.com/kitap/semerkant.html</link>
		<comments>http://www.yazdediler.com/kitap/semerkant.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 May 2011 20:01:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>emredici</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazdediler.com/?p=668</guid>
		<description><![CDATA[Yazar: Amin Maalouf Hasan Sabbah’ın gizemli öyküsü hakkında bilgi edinmek için okuduğum bir romandı Semerkant. Hakikaten de bilgi konusundaki açlığımı büyük ölçüde giderdi. Maveraünnehir’in kıymetli topraklarını mesken edinmiş Selçuklu İmparatorluğu’nun Nizamülmülk, Hayyam ve Sabbah’lı çağını tekrar yaşamak mümkün Amin Maalouf’un anlatımıyla. Romanın orijininde Ömer Hayyam ve onun ömrü boyunca izlediği hicret güzergahı var. Hayyam’ın kafasındaki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.yazdediler.com/wp-content/uploads/2011/05/Semerkant.jpg" alt="" width="160" height="256" /><br />
Yazar: Amin Maalouf</p>
<p>Hasan Sabbah’ın gizemli öyküsü hakkında bilgi edinmek için okuduğum bir romandı Semerkant. Hakikaten de bilgi konusundaki açlığımı büyük ölçüde giderdi. Maveraünnehir’in kıymetli topraklarını mesken edinmiş Selçuklu İmparatorluğu’nun Nizamülmülk, Hayyam ve Sabbah’lı çağını tekrar yaşamak mümkün Amin Maalouf’un anlatımıyla.<span id="more-668"></span></p>
<p>Romanın orijininde Ömer Hayyam ve onun ömrü boyunca izlediği hicret güzergahı var. Hayyam’ın kafasındaki Yaradan tasavvuru kimi zaman isyankar, kimi zaman şirke varan dörtlükleri(rubai) vasıtasıyla okuyucuya aktarılıyor. Hatta kitap çoğu zaman, dörtlüklerin yazılma sebeplerinden yola çıkılarak kendine bir mecra bulup kurgusunu bu yolla temellendiriyor.<br />
Hayyam’ın Selçuklu sarayında geçirdiği günlerde, bu muazzam devlete ve hükümdarlarına ilişkin bir çok ayrıntı okura sunuluyor. Tuğrul ve Çağrı Beyler’den başlayıp Alparslan ve Melikşah dönemlerine kadar gerçekleşmiş önemli gelişmeler ve efsaneler okura romanın tabi seyri içerisinde anlatılıyor.</p>
<p>Dünya tarihindeki ilk terörist örgüt olarak adlandırılan İsmaili cemaatinin nasıl bir ortamda ortaya çıktığını, Sabbah’ın haşhaşiyunlarını (assassin) nasıl bir tedrisattan geçirip suikastlere sevk ettiğini anlamak mümkün bu kitap vasıtasıyla. Örgüt o dönemde git gide yükselmeye başlayan Sünni-Şii geriliminden beslenenerek müdafaası son derece güçlü olan Alamut Kalesi’nde fedailer yetiştiriyor. Bu fedailer canları pahasına işledikleri cinayetlerden sonra “emniyet” kelimesi uzun bir süre tedavülden kalkıyor Selçuklu topraklarında.</p>
<p>Kitabın ortasında, bütün kahramanların ölmesiyle bir zaman tüneline girip 19. yüzyıla çıkıyoruz aniden. Bu durum 11. yüzyıl Diyar-ı Acem’ine meraklı okurları üzse de, anlatılanlar aynı coğrafyanın şahlık rejimindeki öyküsüyle devam ediyor. Bu iki uzak tarihi birbirine bağlayan temel öge ise bir Amerikalı’nın izini sürdüğü Ömer Hayyam’ın Semerkant Yazması oluyor.</p>
<p>Netice olarak Amin Maalouf’un Semerkant’ı, Hayyam’ı bir anlatıcı gibi kullanarak Selçuklu’nun parlak dönemine ışık tutuyor. Sonra yetmiyor, sizi bir oryantalist ağzıyla İran’ın meşrutiyet sancıları içerisine bırakıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazdediler.com/kitap/semerkant.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fukuşima&#8217;da Olanlar</title>
		<link>http://www.yazdediler.com/genel/fukusimada-olanlar.html</link>
		<comments>http://www.yazdediler.com/genel/fukusimada-olanlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 May 2011 19:52:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>emredici</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazdediler.com/?p=662</guid>
		<description><![CDATA[Japonya’da 11.03.2011 tarihinde meydana gelen 9.0 büyüklüğündeki depremden sonra medyanın olaya gösterdiği aşırı fakat niteliksiz ilgi nedeniyle aklı bulanmış herkes “Fukuşima’da ne oldu?” sorusunu sormakta bugünlerde. Haber bombardımanlarının neden olduğu korku ve panikten sıyrılmış, mutedil yorumlara olan ihtiyacın had safhada olduğu bir dönemi yaşıyoruz. İşte bu yüzden, Japonya’da yaşanan bu olayı bilimsel temeller üzerinde değerlendirmek, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.yazdediler.com/wp-content/uploads/2011/05/fukushima.jpg" alt="" /></p>
<p>Japonya’da 11.03.2011 tarihinde meydana gelen 9.0 büyüklüğündeki depremden sonra medyanın olaya gösterdiği aşırı fakat niteliksiz ilgi nedeniyle aklı bulanmış herkes “Fukuşima’da ne oldu?” sorusunu sormakta bugünlerde. Haber bombardımanlarının neden olduğu korku ve panikten sıyrılmış, mutedil yorumlara olan ihtiyacın had safhada olduğu bir dönemi yaşıyoruz. İşte bu yüzden, Japonya’da yaşanan bu olayı bilimsel temeller üzerinde değerlendirmek, nükleer enerjinin daha sağlıklı bir şekilde anlaşılmasına yardımcı olacaktır.<span id="more-662"></span></p>
<p>Nükleer reaktörler, radyoaktif tepkimenin gerçekleştiği çekirdeğin devamlı soğutulması ihtiyacı nedeniyle büyük su kütlelerinin yanına kurulur. Fukuşima Daiçi’deki reaktör de okyanus kenarına inşa edilmiş bir reaktördür. Japonya’da gerçekleşen depremin tetiklediği büyük kıtasal yer değiştirmeler ve çökmeler sonucunda açığa çıkan enerji, okyanus açıklarında tsunami oluşumuna sebep oldu. Bu dev dalgaların yüksekliği, reaktör tasarımı sırasında öngörülen 6.5 metrelik yükseklikten çok daha fazla olması nedeniyle dalgalar kıyı sedlerini aştı. Nükleer reaktör, “depreşim dalgası” yani tsunami nedeniyle alarma geçti ve kontrol çubuklarının devreye sokulmasıyla reaktörün işleyişi otomatik olarak durduruldu.</p>
<p>Yakıtların yaydığı ısı, tepkime sona erdikten bir süre sonra daha devam edeceğinden soğutma işleminin ihmal edilmemesi gerekiyordu. Aksi halde reaktörün çekirdek bölgesi aşırı ısınma nedeniyle delinip, bir Amerikan filminin konu aldığı “Çin Sendromu” teorisinin gerçekleşmesine neden olabilirdi. ABD’deki bir santralde toprağa karışan nükleer eriyiklerin dünyanın öbür yüzünde bulunan Çin’e kadar ulaşıp bir felaket doğurması ihtimalini öne süren bu komplo teorisi, Fukuşima’nın kritik günlerinde hep gündemde kaldı.</p>
<p><img src="http://www.yazdediler.com/wp-content/uploads/2011/05/fukushima2.jpg" alt="" /></p>
<p>Çünkü reaktör 1970’lerde inşa edilmiş ve “aktif güvenlik” adı verilen güvenlik sistemine sahip idi. Aktif güvenlik, kaza anında tepkimelerin gerçekleştiği nükleer çekirdeğin, dizel motorlar ve elektrikli pompalar vasıtasıyla sağlanan su ile soğutulmasını esas alan bir güvenlik çeşididir. Fukuşima’da yaşanan elektrik kesintisi, yakıt çubuklarının içinde bulunduğu havuzun içerisindeki suyun büyük ölçüde buharlaşmasına neden oldu. Artan iç basınç dolayısıyla yaşanan patlama ile çevreye radyoaktif madde salınımı gerçekleşti. Soğutma işlemleri helikopterler vasıtasıyla sürdürülerek felaketin daha da büyümesi önlendi.</p>
<p>Yeni jenerasyon nükleer santrallerde aktif güvenlik yöntemi terk edilip yerine; yerçekimi, ısı iletimi gibi temel fiziksel esaslara dayanan ve her koşulda çalışabilecek olan pasif güvenlik yöntemleri ikame edilmiştir. Nükleer enerjiye yatırım yapan şirketler, yaşanacak bir kazanın gerek toplum sağlığı yönünden gerekse maddi açıdan büyük riske neden olacağını bildikleri için nükleer güvenlik günümüzde büyük önem kazanmıştır. Çernobil’deki santralde çekirdek bölgesinin üzerinde hiç bir koruma bulunmazken, çağdaş nükleer reaktörlerde deyim yerindeyse “matruşka” görünümde, iç içe geçmiş 4 kat koruma tabakası bulunmaktadır.</p>
<p>Üçüncü nesil reaktörlerde yaşanan olası bir kazada, radyoaktif maddelerin çevreye saçılma ihtimali birinci nesil reaktörlerin 1600’de 1’i kadardır.</p>
<p><img src="http://www.yazdediler.com/wp-content/uploads/2011/05/nukleer3.jpeg" alt="" /></p>
<p>Nükleer enerjinin, yalnızca yaşanan kazalardan sonra gündemimize geliyor olması üzücü olsa da bunun, toplumun bilgilenmesi ve nükleer enerjinin daha iyi anlaşılması için önemli bir imkan olduğu gözden kaçmamalıdır. Ortalama bir kömür santrali, nükleer santralden 100 kat daha fazla radyasyon yaymaktadır. Ve yine ortalama bir kömür santrali yüzbinlerce ton karbon,sera gazı, nitrojen gibi zehirli madde salınımı yaparken; bir nükleer santral ise sanayide ve konutlarda kullanılmak üzere ürettiği enerjiden başka bir şeyi çevresine yaymaz.</p>
<p>Nükleer enerji çağımızdaki en verimli enerji türüdür. 1 ton kömürün yakılmasıyla sağlanacak olan enerji miktarı, 1 gram uranyum ile karşılanabilir. Nükleer enerjiye alternatif olarak sunulan yenilenebilir ve “çevreci” enerji türlerinin sağladığı verim de, nükleer enerjiyle rekabetten çok uzakta seyretmektedir.</p>
<p>Dünya nüfusu ile paralel bir şekilde artan enerji ihtiyacının karşılanabilmesi için nükleer enerji zorunlu bir istikamet olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye ne yazık ki bu mutlak yönelişi fazlasıyla geç farketmiştir. Yaptığı ihracat ile göz dolduran Türkiye sanayicileri, artık daha fazla üretim yapıp, dünya ile daha adil şartlarda rekabet edebilmek için devletten ucuz enerji talep etmektedir. Bu noktada, artık tartışılması gereken nükleer enerjinin kullanılıp kullanılmayacağı değil, ne şekilde kullanılacağı ve ne kadara mal edileceğidir.</p>
<p>Mersin Akkuyu’da yapılması planlanan nükleer santral, bu atılımın ilk ayağı olacağından ötürü büyük bir öneme sahiptir. Ancak dikkat çekilmesi gereken; Rusların inşa edeceği nükleer santralde üretilecek olan 1 kilovat elektriğin, Rusya’da bulunan aynı tip reaktörde 4.5 cent’e mal olmasına karşın, Türkiye’de 14 cent’e mal edilecek olmasıdır. Bu yüzden Türkiye, yakın gelecekte kendi nükleer teknolojisini ileri noktalara taşıyıp, enerjideki dışa bağımlılığını temelli ortadan kaldırmalıdır. Güçlü ve müreffeh bir devlet olmanın şifreleri bu noktalarda gizlidir çünkü.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazdediler.com/genel/fukusimada-olanlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

