Bıçkın ÖSS Fedaisi -1-

ÖSS artık yok. Görevini, değişen sistemle taşeronları olan YGS ve LYS‘ye devretti. Fakat bu değişim, sınav sürecinde yaşanan duyguların muhteviyatını pek de etkilemedi. Aynı telaş, aynı korku yeni adaylar tarafından da yaşanacak. İşte bu noktada, bu kederin hazır yaşanmışı var diyor ve sizleri hikayeme davet ediyorum.
Sona yaklaşmıştık. Üç haneli günlerle başlayan geri sayım, saatlerle ifade edilir olmuştu. Bugüne kadar yavaş akması istenen zaman şimdi ağır aksaklığı nedeniyle eleştiriliriyordu. Sınavdan bir önceki sabah, üstümdeki yoğun stresi bir kenara bırakmak için Eyüp Sultan‘da sabah namazı ritüelini gerçekleştirmek artık bir gereklilik haline gelmişti. Kafalarındaki soru işaretleri çıplak gözle seçilebilen kaygılı gençler vardı saflarda, aynı benim gibi. Fiili duasını çalışarak yapmışların tevekkül sergisine hoca da katkıda bulunuyordu, namaz duasına onları da ekleyerek. Arşa yükselen aminlerin akabinde güneş doğdu, sabah oldu. 24 saatlik süreç böylece başladı.
Cumartesi günü kahvaltısı arkadaşlarla yapılacaktı, öyle kararlaştırılmıştı. Kol saatimin çıkardığı her saniye tıkırtısının beni rahatsız ettiği bu dönemde, zamanımı şen bir biçimde geçirmek ülküme ihanet olarak değerlendiriliyordu zihnimde. Vicdanımı rahat tutmak için bir dosya kağıdına ezberlemekte zorlandığım tüm fizik formüllerini ve sürekli karıştırdığım biyoloji terimlerini yazdım. Belki de hiç açıp bakmayacağım bu kağıdı bir muska gibi üçe katlayıp cebime koydum. Kafamdaki soru işaretlerinin yanıtlarını cebimde taşıyor olmanın verdiği aldatıcı huzurla yola çıktım.
Deniz kenarındaki toplanma mekanı, iyot soluyup kendimize gelelim diye özenle seçilmişti belli ki. Ancak bu saf ve temiz hava “Yarın bu saatte ne durumda olacağız?” sorusuyla her an zehre dönüşme tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Savaş öncesi bir araya gelmiş askerlerin moral yemeğiydi bu açıkça. Yapılan nüktelerle yeşeren tebessümler, gelip çatan sınav gerçeği hatırlandığında mahçup bir şekilde siliniveriyordu çehrelerden. Belki de bu kahvaltının en faydalı yanı, herkesin benim gibi kaygılar taşıdığını gözlemleyebilmem olmuştu. Arkadaşlara edilen, acıklı ancak ümit sözcükleriyle bezenmiş vedanın ardından evin yolunu tutma vakti gelmişti. Hazırladığım ÖSS muskasına yolda gözatma imkanım oldu.
Ailem, sabahki kahvaltıda “depoladığım” morali yetersiz bulmuş olmalı ki hemen yeni bir program tertip ettiler. Bir daha dışarı adım atmama andıyla içeri girdiğim kapıdan dosdoğru çıkartıldım. Dışarıda yemek yiyecektik anlaşılan. Açlığımın da etkisiyle sesimi çıkartmadan olaya dahil oldum. Yemek menüsü elime geldiğimde, hangisinin hafif olabileceğini, metabolizmamı bozmayacağını anneme sordum. En uygununun kaşarlı pide olduğunu söyledi. Bu tavsiyeyle kararımı verdim ve bekleyişe koyuldum.
O sene Hac döneminin Kurban Bayramı’na “denk gelmesi” gibi, ÖSS de babalar gününe denk gelmişti. Bu fırsattan istifade eden bazı babalar, iyi geçecek bir sınavı hediye olarak değerlendireceklerini söyleyip çocukların üzerine asimetrik psikolojik harekat uyguladılar. Neyse ki böyle bir baskıyla yüz yüze gelmedim, ancak babamın bunu şaka yollu da olsa söyleyip söylememe arasında gidip gelişlerini fark etmem güç olmadı.
Pidem geldiğinde gözlerime inanamadım. Kaşarlı pideden daha çok, içi yağla dolmuş bir gondoldu bu! Normalde hiç önemsemeyeceğim şeyleri çevremdekilere soruyor, bu kadar yağın zararlı olup olmayacağını öğrenmeye çalışıyordum. Şüphe ve iştahın karşılaşmasında kazanan iştah oldu, ancak şüphe peşimi hiç bırakmadı.
Buradan çıktıktan sonra farklı mekanlara dalmaya başladık. Artık dizginleri elimden almışlardı ve ben, attığım her adımın sınav performansımı etkileyeceği paranoyasıyla adeta kudurmuştum. ÖSS’ye sadece 15 saat vardı. Üzerimdeki güvercin tedirginliği iyice belirginleşmişti, kimseyle konuşmuyordum. Bu kadar az kalmasına rağmen hala geziyor olduğu için sinirlenen, bir an önce evine gidip bu sancılı bekleyişi orada tamamlamak isteyen, duyguları İstanbul trafiğinden daha karmaşık olan bu çocuk, fotoğrafını çekenlere dönüp gülümsemeyi bile çok görüyordu.

Eve döndüğümüzde odamın parkelerini öpecek gibi oldum. Yıllardır hasret kaldığım yuvama kavuşmuşçasına coşku doluydum. Kendime geldiğimde hadiseye “hele bi soluklan yeğenim” penceresinden bakarak yarınki sınavın hala orada durduğunu hatırladım. İçeride izlenen Avrupa Kupası maçının rahatsız edici ses düzeyi ricamla azaltılıp, kapılar da sıkıca örtüldükten sonra kendimi yatağa attım. Korku ve heyecan birleşimi duygularla başımı yastığa koyarken, 24 saat sonraki baş koyuşumun sadece huzur dolu olması için dualar ediyordum.
Akıcı ve gerçekçi. O kadar ki, okurken stres yaptım ve çalışma masamın üzerindeki test kitabıma acı acı bakarken buldum kendimi.
Kesinlikle büyük bir işe atılmalısın. Güvenecek hiçbir şeyim olmamasına rağmen ben bile atılıyorsam, sen kesinlikle bunu düşün bence.