Demirkırat Parti ve Adnan Menderes

Demirkırat Belgeseli, aydınlatılması gereken bir döneme ışık tutan nadide bir eser. İzlemeyi henüz bitirdim ve sıcağı sıcağına bu yazıyı yazma gereÄŸini duydum. İşte baÅŸlangıcından sona eriÅŸine, bir “çok partili hayat denemesi”.

Filiz vermeye baÅŸlayan muhalif hareketin 1945′te oluÅŸturduÄŸu Demokrat Parti‘nin halk nazarında müthiÅŸ teveccüh bulması ve kısa sürede gönüllere girmesi iktidarı rahatsız etmiÅŸti. 1946 seçimlerinde açık oylama nedeniyle DP’ye oy verenler sandık başında tenkit edildi ve aÅŸağılandı. Gizli sayım yapıldığından, istenilen neticenin çıkmadığı bölgelerde oyların tahrif edildi, sandıklar kaçırıldı. Büyük hak gaspına uÄŸrayan Demokrat Parti’nin, yaÅŸanılan olayları kesilmiÅŸ sakal gibi kabul edip kararlı muhalefetine devam etmesi kitleleri oldukça etkiledi. Bu maÄŸduriyet sayesinde artarak çoÄŸalan halk nezdindeki Demokrat Parti sempatisi, 1950 seçimleriyle “Yeter, söz milletindir.” sloganını gerçek kıldı.

Halk, Demokrat Partiyi baÄŸrına basmıştı. Sokakta, kahvehanelerde, otobüslerde kısaca her yerde onun bahsi açılıyordu. Artan ilgi ve alakayla geniÅŸ kitlelere yayılan “demokrat” kelimesi halk tarafından tanınan bir sözcük olmadığından “Demir Kır At” olarak ifade edilmeye baÅŸlanmıştı.

Seçmenin Cumhuriyet Halk Partisi karşısında Demokrat Parti’yi tercih etmesine neden olan, ekonomik sıkıntılar ve tek parti döneminin bunaltıcı yasakları kısa sürede ele alındı. Ezânın normalleÅŸtirilmesini, yurt dışından alınan kredilerle yürütülen tarım devrimi, yol ve baraj atılımı takip etti. 4 sene içerisinde yüzler gülmeye baÅŸladı. Muhalefetin yani CHP’nin sesi, memnun ve umarsız kalabalıklar içinde duyulmaz oldu.

1954 seçimleriyle Türk demokrasi tarihinin en yüksek oy oranını(%57,6) elde eden DP, koltuktaki yerini sağlamlaştırmıştı. CHP ise %35.6 lık değerin şokunu yaşıyordu. O vakit uygulanan sistem gereği, bir ilde en yüksek oyu alan parti o ilin tüm koltuklarını elde ediyordu. İşte bu sebepten 1954 seçimlerinin meclise yansıması, oy oranlarının çok daha ötesindeydi: DP 489, CHP 31, CMP 5, Bağımsız 12

Milletten bu sırt sıvazlayıcı mesajı alan Demirkırat, seçim neticesinde eriştiği zirvenin aynı zamanda çöküşün başlayacağı nokta olacağından elbette habersizdi. Alınan kredilerin geri ödenemeyişi yeni kredi alımını imkansız kılmıştı. Ülke 4 senelik süratli koşunun ardından yorulmuş ve nefes nefese kalmıştı. Halkta yoksulluk tekrardan artmakta, işler artık ters gitmekteydi. Tüm bunların üstüne, o vakitlerde ağızdan ağıza yayılan yolsuzluk söylentileri kabine üyelerinin imajını iyiden iyiye sarsmış ve bakanlar özellikle meclisteki DP grubu tarafından istifaya çağırılmıştı.

Ülkenin zirvesinde yaÅŸanan bu erezyona mani olmak ve iç çekiÅŸmeleri sona erdirmek isteyen Adnan Menderes, çok beklemeden erken seçim kararı aldı. Fakat bu kez CHP’nin elinde önceki seçimlere nazaran daha çok koz vardı. DP’nin ekonomi alanında düştüğü büyük hatalar, CHP’nin muhalif söylemlerini halk nezdinde etkin kılıyordu. Sandıktan çıkan sonuç Menderes adına kaygı vericiydi. Oylar %47,8′e gerilemiÅŸ, Demirkırat’ın meclisteki koltuk oranı azalmıştı: DP 424, CHP 178, CMP 4, HP 4, Bağımsız 12

Bizim kültürümüzde tehlike anında çan filan çalınmaz, ama 1957 seçimleri sonrasında DP için bir ÅŸeyler çalmaya baÅŸlamıştı iÅŸte. Düşüş baÅŸlamıştı. “Ben kendime sabık BaÅŸbakan dedirtmem.” sözüyle iktidar kalma kararlılığını açıkça ifade eden Menderes, düşüşün önüne geçecek çözümü anti demokratik mecralarda aramaya baÅŸlamıştı. Onlarca gazete kapatılırken, köşe yazarları “bir insan hakkında kötü düşünmeye sevk edici yazılar” yazmaktan dahi men edilmiÅŸti. Bu kasvetli ortamda sandıktan umudunu yitiren CHP yeraltı çalışmalardan medet umacak duruma gelmiÅŸti.

Kaynamakta olan su dolu tencerenin üzerinde DP’nin kapağı bulunuyordu. Kapağı titretecek hamleler ayyuka çıktığında hükümet kabine deÄŸiÅŸimi, erken seçim gibi ateÅŸi azaltıcı, ortamı rahatlatıcı seçenekleri uygulamak yerine mevcut politikasını sürdürmeye devam ediyordu. Açıkça baÅŸ veren ihtilalci çetelerin acilen üzerine gitme taraftarı olan CumhurbaÅŸkanı Celal Bayar, BaÅŸbakan Menderes’ten destek bulamayacaktı. Menderes askerle arasını bozmak istemiyordu, bu yüzden cunta meselelerin üstünü örtme çabasındaydı.

Artan baskı üniversite öğrencilerini de sokaÄŸa dökmüştü. Yürüyüşlerde “Kahrolsun diktatörler“, “Hürriyet isteriz” sloganları atılıyordu. Asker ve CHP’ye göre bardağı taşıran son damla DP’nin mecliste kurmuÅŸ olduÄŸu Tahkikat Komisyonu‘ydu. Bu komisyon CHP’nin askerle flörtünü ve kanun dışı faaliyetlerini araÅŸtırmak üzere kurulmuÅŸ ve özel yetkilerle donatılmış bir kurumdu. DP’nin bu eylemi CHP’yi kapatma giriÅŸimi olarak nitelendirildi. 18 Nisan 1960 tarihinde meclis kürsüsüne çıkan İsmet İnönü Demokrat Partili vekilleri ÅŸok eden o meÅŸhur sözünü dile getirecekti: “Åžartlar tamam olduÄŸunda milletler için ihtilal meÅŸru bir haktır.“. Meclisteki bu geliÅŸmeler üzerine cuntacı subay grupları, yıllardır planlanan ve sürekli ertelenen ihtilali 27 Mayıs 1960 tarihi 3:00 saatinde gerçekleÅŸtirdi.

Harekatını olabildiÄŸince kolay kotarılması için eski genelkurmay baÅŸkanı Cemal Gürsel tarafından en kilit noktalara atanmış darbeci subaylar, 27 Mayıs gecesi görevlerini yerine getiriyordu. Saatler ilerlerledikçe hükümetin kaleleri bir bir düşüyordu. Çankaya Köşkü‘ne doÄŸrultulmuÅŸ 4 adet tank namlusunu gören Bayar, Köşkün güvenliÄŸinden sorumlu subaya yönelttiÄŸi “Bu tanklara mukavemet edecek gücümüz var mıdır?” sorusuna “Malesef yok efendim.” cevabını aldı. Oysa köşkün tank taburunda 21 adet tank bulunmaktaydı. Kapıyı rahat geçen ihtilalciler Bayar’ı karşılarında buldular. “Ben milli iradeyle geldim. Millet iradesi dışında hiçbir kuvvet beni buradan alamaz” dedikten sonra silahını başına dayayıp intihar etmek üzere olan Bayar son anda üstüne atlayan bir subay tarafından engellendi ve yaka paça köşkün dışına çıkartıldı.

Öte yandan, EskiÅŸehir seyahatinde olan Menderes ihtilal söylentilerini haber veren telefonlarla gece yarısında uyanarak Kütahya‘ya doÄŸru yola çıkmıştı. Ankara’ya telefon açıp geliÅŸmelerden haberdar olma ihtiyacı duyan Menderes, bir kaç yerde durarak ÅŸansını denemiÅŸ ancak hatların kilitlenmiÅŸ olması sebebiyle gayesine ulaÅŸamamıştı. Bu sırada kafilenin emniyetini saÄŸlamakla görevli olan subayın, orduevinin telefonlarını kullanma teklifi kabul görünce rota deÄŸiÅŸtirildi. Menderes karargâhtaki telefonu eline aldığında süngülü ihtilal askerleri kapının önündeki yerini çoktan almıştı. CumhurbaÅŸkanı’ndan sonra BaÅŸbakan ve kurmayları da teslim alınıyordu. Bir dönem resmen sona ermiÅŸti.

Türkiye yeni bir güne uyanırken, tankların meydanlardaki geçitlerine sivil halk da marşlar söyleyerek iştirak ediyordu. Tüm bu hengâmeyi evinin penceresinden hüzün ve endişeyle takip eden Demirkırat sevdalıları ise seslerinin kısılışını, milli iradenin tank paletleri altında ezilişini gözyaşlarıyla izliyorlardı.

Atamalarıyla darbenin yolunu açan eski Genelkurmay Başkanı Cemal Gürsel hali hazırda yapılmış ihtilale önder olması istemiyle subaylar tarafından başa getirilmişti. Aksi halde, albay-yarbay rütbesindeki cuntacı subaylar yurt genelindeki ordu kumandanlarınca ciddiye alınamazlardı.

Yönetime el koyan darbecilerin kurduÄŸu yönetim organı olan Milli Birlik Komitesi, devlet erkânının Yassıada‘da yargılanması kararını almıştı. Olması muhtemel hükümet taraftarı bir halk ayaklanmasından korkularak toplumdan tecrit edilmiÅŸ bir adaya toplanan DP’liler, 9 ay sürecek zorlu ve yıldırıcı sürecin henüz başındaydılar.

Vekillerin maruz kaldığı güç durum halkı rahatsız etmeye baÅŸlamıştı. Bunun üzerine TSK, “Düşkünler Yassıada’da” adında bir film yaptırarak DP’lilerin aslında çok rahat olduÄŸunu, gündelik yaÅŸamlarına esenlikle devam ettikleri yalanını sinema salonlarında sergiledi. Bir kara propaganda baÅŸlamıştı. Filmde, alaycı bir edayla konuÅŸaduran dış ses, yanlış bilgilendirme ve yargısız infaz örnekleri saçıyordu adeta. Bu aÅŸağılayıcı tavra daha fazla dayanamayacak olan Celal Bayar, kemerini boÄŸazına dolamış biçimde can verecekken tuvalette bulunup tedavi altına alındığında ÅŸunları diyecektir: “Bize YeÅŸilçam oyuncuları gibi film çevirttiler. Revayı hak mıydı bu…?

Mahkemede sona yaklaşılmışken bu sefer de Adnan Menderes intihara teÅŸebbüs edecekti. Her gün kendisine verilen uyku haplarını dilinin altında biriktirmiÅŸ ve günü gelince ölüm fermanını baÅŸkalarına imzalatma ÅŸansı tanımamak için hepsini birden yutmuÅŸtu. Durum askerler tarafından anlaşılındığında hemen midesi yıkandı. Sabık BaÅŸbakan artık takatini iyiden iyiye yitirmiÅŸti. Tüm bunlar yaÅŸanırken mahkeme bu çileli süreci nihai karara baÄŸlanıyordu. Bu sırada Menderes’in duruÅŸma salonundaki koltuÄŸu boÅŸtu.

Kararlar okundu. Demokrat Parti üyelerinden 15 sanık idam cezasına çarptırılırken, 31′i müebbet hapisle cezalandırıldı. Celal Bayar’ın idam cezası ise yaÅŸ haddinden dolayı müebbete çevrildi. Son geliÅŸmeler Milli Birlik Komitesinde ateÅŸli tartışmalara neden oldu. Komitede bulunan subayların bazısı idamlara karşıyken, bazısı kararların aynen uygulanması taraftarıydı. Neticede idama mahkum olan 15 kiÅŸiden sadece önde gelen 3 siyasinin asılmasına karar verildi. Bunlar; BaÅŸbakan Adnan Menderes, Dış İşleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan idi.

Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın cezaları İmralı Adası‘nda infaz edildiÄŸinde Menderes hala komadaydı. Bir kaç gün sonra saÄŸlığına -tam olmasa da- kavuÅŸan sabık baÅŸbakan, 17 eylül günü olduÄŸu muayenede “saÄŸlam” olduÄŸu saptandıktan sonra İmralı Adası’na aktarılacaktı. ArkadaÅŸlarının âkıbetinden haberi yoktu. Gitmek üzere olduÄŸu yerin Askeri Hastane olduÄŸu söylendi. Bu iÅŸiteceÄŸi son yalan olacaktı. Komada olduÄŸu sırada yanında refakatçi olarak bulunan çocukluk arkadaşı Ethem Menderes, onu bu ölüm yolunda da yalnız bırakmamıştı. GittiÄŸi yerde kurulmuÅŸ olan daraÄŸacından habersiz olan Adnan Menderes dostuna ÅŸunları diyecekti:

Ah Ethem politika bizim neyimize gerek.. Serbest Fırkasına girdik yüzümüze gözümüze bulaÅŸtırdık. Aydınlılar’da büyük ızdıraba sebep olduk. Demokrat Partiye girdik. Bütün samimiyetimizle, bütün gayretimizle memlekete hizmet etmek istedik, bak ne hale getirdik. Tövbeler olsun… Bir daha siyasete girmeyi bırak, çiftlikten Aydın’a dahi gitmeyeceÄŸim. Çine Çayı’nın kenarındaki söğüt ağıçlarının dibinde oturacağım. Başımı göğe çevireceÄŸim. Yaprakların yüzümde dolaÅŸmasının getirdiÄŸi saadetle yetineceÄŸim.


Menderes darağacına götürülmeyi beklerken

Oysa artık Aydın‘ı da, Çine Çayı‘nı da görmesi mümkün olmayacaktı. Menderes Adaya ayak bastığında getirildiÄŸi yerin hastane olmadığını anlamıştı. İnfaz kararı yakasına iliÅŸtirildi. Elleri kelepçelendi ve üstüne beyaz idam gömleÄŸi giydirildi. Kenarlarına 10′ar metre arayla süngülü askerlerin dizili olduÄŸu yoldan geçirilerek daraÄŸacına götürüldü.

Menderes bir asker aracılığıyla dostu Gıyaseddin Emre‘ye gizliden ilettiÄŸi son mektubunda ÅŸunları diyecekti:

Sizlere dargın değilim, sizin ve diğer zevatın iplerinin hangi efendiler tarafından idare edildiğini biliyorum. Onlara da dargın değilim. Kellemi onlara götürdüğünüzde deyiniz ki, Adnan Menderes, hürriyet uğruna koyduğu başını 17 sene evvel almadığınız için sizlere müteşekkirdir. İdam edilmek için ortada hiçbir sebep yok. Ölüme karar-ı metanetle gittiğimi, silahların gölgesinde yaşayan kahraman efendilerinize acaba söyleyebilecek misiniz ?

Åžunu da söyleyeyim ki, milletçe kazanılacak hürriyet mücadelesinde sizi ve efendilerinizi yine de 1950′de kurtarabilirdim. Dirimden korkmayacaktınız. Ama ÅŸimdi milletle el ele vererek, Adnan Menderes’in ölümü sizi ebediyete kadar takip edecek ve bir gün sizi silip süpürecektir. Ama buna raÄŸmen merhametim sizlerle beraberdir.

…ve Türkiye Cumhuriyeti demokrasisinin yıllar sonra dahi kapanmayacak olan yarası böylece açılmış oldu.

Demirkırat Belgeseli’nin sonunda Mehmet Ali Birand‘ın yaptığı kısa konuÅŸma aslında tüm bu trajedinin yerinde bir deÄŸerlendirmesi oluyor fikrimce…

“Bütün bu olayların üzerinden çok zaman geçti ancak dün gibi tazeler. O 27 Mayıs sabahı sokakları dolduran üniversiteli liseli gençlerin arasında bizler de vardık, bizim kuÅŸağımız da vardı. Gençtik, heyecan içindeydik. Göstericilere yiyecek taşımış, onlarla beraber “Olur mu böyle olur mu” ÅŸarkısını söylemiÅŸtik. Ülkenin yararına bir ÅŸeyler yaptığımıza inanıyorduk. Bu gün geriye dönüp bakıyorum ve içimde bir burukluk hissediyorum. İnsan kendi kendine “bu ÅŸekilde olmamalıydı”, “böyle bitmemeliydi” diyor. İşte o zaman gerçek demokrasiye olan tutku daha da artıyor. Peki bütün bu olaylardan kim sorumlu?… Aslında hepimiz sorumluyuz…”

İstiklal ÅŸairi Mehmet Akif Ersoy “Allah bir daha bu millete istiklal marşı yazdırmasın” demiÅŸti. Ben de ekliyorum; yurdumuzda 27 Mayıs’tan sonra 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Åžubat müdahaleleri de yaÅŸandı. Hepsi için nice belgeseller hazırlandı.

Allah milletimize bir daha darbe belgeseli yaptırmasın.

Tags: , , , , , , ,

  • Delicious
  • Facebook
  • Digg
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Twitter

0 responses. Leave a Reply

  1. emredici

    Today

    Be the first to leave a comment!

Leave a reply

(Required)
(Required, but never shared)