YAZ DEDİLER SONUNDA İSTEDİKLERİ OLDU

14Eki/111

Felatun Bey ile Rakım Efendi


Yazar: Ahmet Mithat Efendi

Tanzimat döneminin önde gelen klasiklerinden Felatun Bey ile Rakım Efendi hep okumak istediğim bir kitaptı. Nihayet gayeme eriştim. Şekli batılılaşmanın temsilcisi Felatun Bey ile değerlerine bağlı bir doğulu olan Rakım Efendi'nin hikayesi oldukça keyifliydi.

Yazar Ahmet Mithat Efendi'nin kullandığı dil epeyce nüktedan. Felatun Bey ile Rakım Efendi arasındaki rekabette yazar kuşkusuz Rakım Efendi'nin yanında. Felatun Bey tüm budalalıkları üzerinde toplamış, sefahat ehli, kadın düşkünü bir batı hayranıdır. Rakım Efendi ise geleneklerine bağlı -ama modernleşmeye pek de karşı durmayan-, tutumlu ve çalışkan bir Osmanlıdır.

Felatun Bey, Rakım Efendi'yi sürekli hakir görür. Onu; hayatın tadını çıkarmadığı, sıkıcı ve yavaş bir yaşantı sürdüğü için kendisinden aşağı görür. Kültürel derinlik anlamında kimin üstün olduğunun önemi yok. Felatun Bey bir batılı gibi yetiştirilmiştir. Öyleyse kendi gibi olmayan diğerlerinin mertebesi ancak cahillik ve aşağılıktır.

Rakım Efendi de tahmin edeceğiniz üzre bunların tam aksi özelliklere haizdir. Vakarını korur, parasını biriktirir. Çalışkandır, iyi de para kazanır. Pavyonlarla işi olmaz, evde rakısını içse de. Evde ihtiyar dadısı ve biricik cariyesi ile birlikte yaşar. Tüm saadet kaynağı onlarla geçirdiği vakittir. Fazlasını istemez.

Kitabın sonunda gayet tabi ki Felatun Bey helak olur. Kendini ve parasını tüketmiş vaziyette, acziyetler içindedir. Rakım Efendi öyle mi? Gayet mutlu, gayet memnun. Dadısı ve eski cariyesi (yeni eşi) ile mesut bir hayatın kapısı aralar.
Kitap sayfalara yayılmış bir "ağustos böceği-karınca" hikayesi gibidir. Tam bir tanzimat klasiği, doğu-batı mukayesesidir. Okunması gerekir.

Kategori: Kitap Yorum gönder.
Yorumlar (1) Geri izlemeler (0)
  1. Bu romanı okuduğumda, Felatun bey karakteri, Samanyolu dizilerindeki kötü adamları çağrıştırmıştı bana. Aslında ciddiye bile alınmayacak tıynette biriyken, müellif tarafından, -Rakım efendi’nin “doğru” batılılaşmasının onaylanması gerektiği için- romanın “vurun abalıya”sı ilan edilmiş bu Felatun bey.
    Ama, ya hakikat? Mahmud kötüydü de Abdülaziz iyi miydi? Esasen bu romanın kötü adamı tamamiyle Rakım efendidir. Ben bir Müslüman olarak Rakım efendide kendime dair çok da bir şey göremedim. Rakım efendi, Tophane muhitinde oturmasına rağmen, ne yazık ki, Tophane gençlerinin yetiştiği o münbit iklimden nasibini alamamış, huzuru ve sükunu beyoğlunda aramış. Yani beyoğlunun kozmopolit muhitinin bir figürü olmuş.
    Bugün, tekilciliğiyle ün salmış bir diktatörün bile beyoğlunda ingiliz ajanlarıyla görüştüğü bir hakikattir. Yani modernite tekilciliğini bile biraz eşelediğinizde altında kozmopolitizmin o meş’um suretini görüyoruz.
    Konuyu dağıtmayalım. Ciddiye alınmayıp sürekli tahkir edilecek canlılarla, batılılaşmayı özümsemiş kişilerin mukayese edilip, bir tercihte bulunmamızın istenmesi, ölümle sıtma adlı iki dostu hatırlattı bana. Fakat, yeterli entelektüel seviyeyi yakalayamamış osmanlılardan da bundan başka bir şey beklemek hayal olurdu gibime geliyor.
    Yiğidi öldürelim hakkını yemeyelim. Ahmed Midhat efendinin üslubu enfes. Zaman zaman okura sorular sorması, karakterler üzerine spekülasyonlarda bulunması gibi unsurlar oldukça keyifli hale getirmiş bu romanı.


Leave a comment

Geri izleme yok.