Kazım Karabekir’in Gözüyle Yakın Tarihimiz


Yazar: Mustafa ArmaÄŸan

Resmi tarihteki aşınma hızı parabolik bir biçimde artıyor son günlerde. Yalanlarla tahkim edilen sac ayakları birer birer devriliyor. Toplumda baÅŸ gösteren bu “hakikati arama hastalığı” Karabekir’in anlatılarıyla daha da perçinleniyor. Tek yönlü tarih algısının yarattığı superman’lere bir de Karabekir gözüyle bakmak için bu kitabı okumak yeterli.

“VatandaÅŸ, yanlış bilgi felaket kaynağıdır. Her iÅŸin evvela hakikatini ara ve öğren, sonra münakaÅŸasını istediÄŸin gibi yaparsın.

Birincisi vicdanına, ikincisi seciye ve irfanına dayanır.” Kazım Karabekir

Mustafa ArmaÄŸan, yakın tarihin aydınlatılması için büyük önem taşıyan bu kitabı farklı bir tarzda kaleme almış. 1918-1922 arası yaÅŸanan tüm hadiseler bize Kazım Karabekir’in gözüyle, birinci tekil ÅŸahısla, anlatılıyor. PaÅŸa’nın yaÅŸadığı heyecan, şüphe ve aldatılmışlık hisleri bu ÅŸekilde en tesirli biçimde okura veriliyor. Kitap, Karabekir’in ardında bıraktığı İstiklal Harbimiz, İstiklal Harbimizin Esasları, Nutuk ve Karabekir’den Cevaplar, Günlükler adlı eserlerinin 230 sayfalık bir özeti hükmünde.

Kazım PaÅŸa’nın milli mücadele sürecinde üstlendiÄŸi öncü hamleler, Mustafa Kemal’i istiklalin doÄŸuda olduÄŸuna ikna ediÅŸi, Erzurum kongresi ve Mustafa Kemal’i halka sevdirme çabaları anlatılıyor ilk olarak. Daha sonrasında ise Kazım PaÅŸa’nın Åžark Cephesi Kumandan’ı olarak Ankara’yla yaÅŸadığı anlaÅŸmazlıklar, maruz kaldığı çeliÅŸkili emir ve yaptırımlar anlatılıyor.

KardeÅŸlik ruhuyla baÅŸlayan milli mücadelenin Ankara’daki garip yapılanmayla bir ihtiras kazanına dönmesini Karabekir Erzurum’dan kaygıyla izliyor. Bu “nazik” süreçte bir zaaf yaratmamak adına son derece ihtiyatlı hareket eden Kazım PaÅŸa sulh sonrası cezalandırılacağından habersizce, safiyane biçimde milli vazifelerini yerine getiriyor.

28 Ekim 1920′de Ankara’nın basiretsizliÄŸine daha fazla dayanamayan Kazım PaÅŸa, daha önceden tasarlanan askeri planı uygulamaya koyuyor ve Kars’ı Ermeniler’in elinden almak üzere sefere çıkıyor. 1100 Ermeni askerin öldürüldüğü, içinde Ermenistan Genelkurmay BaÅŸkanı ve Savunma Bakanı’nın da bulunduÄŸu 1150 Ermeni subayın esir alındığı, yüklü miktarda askeri teçhizatın ele geçirildiÄŸi bu baÅŸarılı harekat bakın Nutuk’ta nasıl anlatılıyor;

“Efendiler, savaÅŸ meydanında emir bekleyen ordumuz 28 Ekim 1920 günü Kars üzerine harekete baÅŸladı. Düşman direnmeden Kars’ı terk etti. 30 Ekim’de tarafımızdan iÅŸgal olundu.”

Bu yalnızca ufak bir örnek. Kemal PaÅŸa, Kazım PaÅŸa’nın adını anmaya bile layık görmüyor doÄŸu zaferlerinde. Yaptıkları tarihten silinmeye çalışılan, kaleme aldığı hatıratları yakılan, hafiyelerle kuÅŸanmış bir esaret hayatına mahkum edilen, tarih kitaplarında esamesi okunmayan bu mazlum paÅŸa, kurulan yeni düzende muktedir kalmak için fazlasıyla temiz yürekli bir insandı anlaşılan.

Kazım PaÅŸa’nın ardındakilere bir vasiyeti var;

Küçük kız anlatırken Karabekir ağlıyor, neden acaba?

“Vatan çocukları! Daima kendinizden öncekilerin yaÅŸayış tarzını iyi bilin ve onlardan ibret ve örnek alın. İnsanlara hürmet etmek kadar hürmet ettirmek de bir borçtur.”

 

  • Delicious
  • Facebook
  • Digg
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Twitter

5 responses to “Kazım Karabekir’in Gözüyle Yakın Tarihimiz”

  1. hermione granger

    3rd Eyl, 11

    “fotoÄŸraftaki kitap ne acaba?” merakımı gidermiÅŸ oldum:)

  2. aslıhan

    11th Eyl, 11

    (ek$i’den önce burada! reklam yapayım.)

    “biz kahramanların azaltılmasından deÄŸil, çoÄŸaltılmasından yanayız. eksilten deÄŸil, artıran bir tavır içindeyiz. insanların önüne daha fazla olumlu örnek koymak seçim ÅŸansını artırır düşüncesindeyiz.”

    laf cımbızlıyormuÅŸ gibi hissetmiyorum çünkü bilhassa italik yazılmış bir paragrafı alıntıladım. iki satır sonra d tekrar “istiklâl savaşı’na zenginliÄŸini iade etmek”ten bahsediyor. “kahramanları çoÄŸaltalım” derken paragrafı seçme hakkı ile bitirmesi beni rahatsız etti. istiklâl mücadelesini bir bütün olarak kahramanlık hikâyesi sayalım. her kademeden askeri ile, halk ile. kimi neye göre bir diÄŸerine üstün tutabiliriz ki? tutunamayanlar’dan bir cümle söyleyeyim: “sokaklara adlarını vermiÅŸler, ister istemez zarfların üstüne, defterlere yazıp duruyoruz onları. böylece, adları söylene söylene, sonunda adam sanılıyorlar.” mustafa armaÄŸan çıkış noktasında haklı görünüyor: kimi adam olarak göreceÄŸime bırakın ben karar vereyim. ama gidiÅŸ yönü bu deÄŸil. şöyle ki:

    kazım karabekir’in unutulmaktan duyduÄŸu sitemi hikâyeleÅŸtirerek anlatmak istemiÅŸ. bölüm baÅŸlarında araya girerek paÅŸa’nın nasıl yazdığını yazıyor. fakat abartmış. “ama.. ama.. mustafa kemal?” y d “bana ne onu d ilk ben buldum zaten hmpf!” ÅŸeklinde trip atıyor sanki koca adam. maÄŸdur edebiyatı gibi geldiÄŸini söylemeliyim. bir yerde “bugün hayatımın en mutlu günü!!!” diye sevindi. üç ünlem ne la? yok artık. toplu fotoÄŸraflardan kırpılan profil resimleri çağında tarih kitabına koyulan fotoÄŸraftan çıkarılması çok anlamlı örnekler deÄŸil. demek istediÄŸim, kazım karabekir anlaşılmak için bu kadar karikatürize edilmeye ihtiyacı olan biri mi? mustafa armaÄŸan, karşı çıktığı kahramanlardan bir tane d kendi kalemiyle ortaya çıkarıyor. kendi ifadesi “konuÅŸan ne de olsa bir kahramandır. kahraman olmayanlara düşen ise onu saygıyla dinlemektir.” v yine kazım paÅŸa’ya söylettiÄŸi bir ifade: “ben tekrar yazayım da, insanlar istedikleri gibi karar versinler. nasıl olsa gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi kötü bir huyları vardır.” kedi buysa ciÄŸer nerde, ciÄŸer buysa kedi nerde? kimin kahraman olduÄŸunu ben seçeyim diye yazıyorsan, niye kafadan ha bu kahraman sen d dinleyeceksin diye rolleri belirliyorsun?

    kazım paÅŸa’ya kendisini dinlemeden rejim düşmanı, hilafetçi, hain (sıfatlar arka kapaktan alıntıdır) demek n kadar yanlış ise, m.kemal paÅŸa’yı d hazır baÅŸarı üzerine yatıp silah arkadaşını satmış bir adam gibi göstermek o kadar yanlış. mustafa armaÄŸan kitabın okuduÄŸum kadarında böyle bir ithamda bulunmuyor tabii ki. ama bazen öyle cümleler var ki, adını koyamıyorum fakat böyle anlarda aklıma ntv geldi desem belki derdimi anlatabilirim. oysaki 80′li sayfalarda kazım paÅŸa’nın m.kemal paÅŸa’yı milli mücadelenin başına getirme noktasında ne kadar uÄŸraÅŸ verdiÄŸi anlatılıyor. kimsenin rütbesini, yetkisini zorla elinden almış deÄŸil. fikir üretmek v bir fikri uygulamak farklı ÅŸeylerdir. insanları kahramanlaÅŸtırmadan sevmeliyiz, doÄŸruları v yanlışları ile. tamam, 19 mayıs 1919′d samsun’a çıktım’ın tek başına bir istiklâl mücadelesi olmadığını söyleyelim; tamam, m.kemal paÅŸa’nın d hataları olmuÅŸtur diyelim v o hataları anlatalım. böylece doÄŸru v yanlış arasında bir seçim hakkı tanıyalım. ama bana kalırsa, resmi tarihte önkabul m.kemal paÅŸa kahramandır her yaptığı doÄŸrudur ise, bu kitapta d kazım paÅŸa kahraman. o zaman ben d resmi tarihe inanmayın diyen bir mustafa armaÄŸan’a d güvenmiyorum. birini tanımamak, yanlış tanımaktan iyidir.

    daha ilk sayfalarda kazım karabekir’n “vatandaÅŸ! yanlış bilgi felaket kaynağıdır. her iÅŸin evvela hakikatini ara ve öğren. sonra münakaÅŸasını istediÄŸin gibi yaparsın.” sözünü yazmış. ama kitap hakikatlerden bahsetmiyor d bir münakaÅŸa içinde geçiyor sanki. o d bir anlatım tarzıdır fakat kitabın iddiası hakikatleri anlatmak. m.kemal paÅŸa’dan nutuk’u v kazım paÅŸa’dan günlükler’i okuduktan sonra, kitaba devam edip, peki bu münakaÅŸa düzgün anlatılmış mı noktasında bir ÅŸeyler ekleyebilirim.

    öte yandan kazım paÅŸa’nın doÄŸru anlaşılmasına bu kadar önem verirken, vakalar nutuk’taki gibi deÄŸil derken, kaynaklar listesinde nutuk olmayışını müstehzi bir gülümseme ile karşılamayı ihmal etmedim elbette.

    “hakkını helal et paÅŸam! buraya yazamadığım cümleleri sen okuyorsun nasıl olsa. okurlarım onları okuyamasa da…”
    okuyacaklarım v okuyamayacaklarım hakkında, kitabın esas adamı ile bu kadar ÅŸahsi v ÅŸifreli bir diyaloga giren bir yazarın ilerleyen sayfalarda anlattıklarını ne düşünerek okuyabilirdim ki zaten? kazım karabekir’in gözünden bir yakın tarih deÄŸil, mustafa armaÄŸan’ın gözünden kazım karabekir v yakın tarih.

    velhasıl, aslında ben çözemedim yazarın ne yapmaya çalıştığını. sayfa 94′te “artık vecizeler deÄŸil gerçekler konuÅŸmalıydı ne de olsa” dedi. ben de hay aÄŸzına saÄŸlık aklın neredeydi ÅŸimdiye dek diyip bıraktım.

    sana sorum ise ÅŸu: yazar sayfa 94′ten sonra ne yapmaya çalıştığını herhangi bir yerde anlattı mı? yani objektiflik bekleyerek hata mı ediyorum böyle bir amacı zaten yok muymuÅŸ? y d bu zaten objektif bir anlatım d ben mi çok idealize bir tarih anlatımı inancına sahibim? ama yine d tavsiye için teÅŸekkür edeyim. adama kızdığım için neymiÅŸ bu paylaÅŸamadıkları diye oturup baÅŸka kaynaklardan okuyacağım. dur sitedeki entelektüel seviyeyi düşürmeyeyim: “o dönem hakkında okuma yapacağım.” iyi geceler:)

  3. emredici

    12th Eyl, 11

    Mustafa ArmaÄŸan’ın bu kitap için tercih ettiÄŸi anlatım metodu zannediyorum ki seni bir yanılgıya sürüklemiÅŸ. KonuÅŸan ArmaÄŸan deÄŸil, Karabekir’in ta kendisi. Anlatılanların hepsi Karabekir’in defalarca yakılan, yok edilen eserlerine istinad ediyor. Heykellerin gölgesinde yaÅŸamaktan, yapmacık asr-ı saadet hikayelerini dinlemekten bıkan insanlar ın dört gözle beklediÄŸi bir kitaptı. Devamı da gelecek.

  4. aslıhan

    12th Eyl, 11

    ÅŸimdi benim anladığım, bu kitap mevzubahis yakılan yok edilen eserlerden bire bir kopyala yapıştır deÄŸil. zaten özetleme amacı olduÄŸunu düşünürsek böyle bir ÅŸey de beklenmez. ve kazım karabekir’in konuÅŸmadığı yerlerde yazarın tavrında beni rahatsız eden yerler var. daha kitabın adından, arkakapak yazısından bahsediyorum. bu yüzden yazarın içerikte nereye ne kadar müdahale ettiÄŸinden emin olamadım. karabekir’in ta kendisi konuÅŸuyor mu pek emin deÄŸilim. belli bir yöntemle (konu sıralaması olabilir, tarihe göre sıralayabilir, kendi bileceÄŸi iÅŸ) sadece vakalara ve paÅŸa’nın sözlerine yer verilmiÅŸ bir kitap bekliyordum. kitabın içinde mustafa armaÄŸan’ın varlığı gereÄŸinden fazla hissedilmiyor mu?

  5. Türk yılmaz!

    12th Eyl, 11

    Evvela, Vatan’ın, Millet’in ve dahi Sakarya’nın kanını emmek için and içmiÅŸ, ahd u peyman etmiÅŸ bir diktatöre karşı yürüttüğü mücadeleden ötürü Karabekir PaÅŸa’yı rahmetle anmamız gerektiÄŸini düşünüyorum.

    Aslıhan hanımefendinin subjektiflik iddialarına katılıyorum. Fakat bizleri, dünyada objektif b. ir eserin bulunup bulunmadığı konusunda da aydınlatmasını temenni ediyorum. Her ne kadar objektiflik denilen nesneyi bir ham hayal olarak görsem de 1. Cihan Harbi ve İstiklal Harbi konusunda son dönemde yayınlanan bazı akademik eserlerin objektiviteye oldukça yaklaÅŸtığı kanaatindeyim. Mesela, Bülent Tanör’ün Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan “Türkiye’de Kongre İktidarları: 1918-1920″ adlı eseri bu meyanda zikredilebilecek nadide bir örnektir. Bu ve bunun gibi eserler okundukça nutuktaki iddiaların çürüklüğü de anlaşılacak ve İstiklal Harbimiz’in kahraman mücahitleri bulundukları -fakat ingiliz ajanları tarafından indirildikleri- mümtaz mevkiye yeniden oturacaklardır.

    Kazım Karabekir PaÅŸa da, -modernleÅŸme yanlısı olmasına raÄŸmen- İstiklal Harbi’nde savaÅŸan mücahitlerden biriydi. Bazı dinci kardeÅŸlerimiz kendisini koyu ÅŸeriatçı zannediyor fakat yazdığı metinler irdelendiÄŸinde bu zannın geçersiz olduÄŸu rahatlıkla anlaşılabilir. BildiÄŸimiz kadarıyla kendisi 1923 sonrası uygulanan diktatoryal ve monist moderniteye karşı çıkmıştı. Ne var ki, bu karşı çıkışı 1939 yılında -diktatörün ölümü vesilesiyle- Halk Partisi’ne ve Büyük Millet Meclisi’ne girmesine engel olamadı. 1946-48 yılları arasında da meclis baÅŸkanlığı görevini yürütürken hayata veda etti Karabekir PaÅŸa.

    Mustafa ArmaÄŸan’ın maÄŸdur edilmiÅŸ bazı tarihi ÅŸahsiyetlerden bahsederken duygusal davrandığı tespiti, sanırım hatırı sayılır bir hakikat payına sahip. Bu duygusallıktan sıyrılıp, kiÅŸileri ve olguları yüceltmek veya -diktatörler hariç- yerin dibine batırmak yerine anlamak ve tahlil etmenin daha faydalı olacağına inanıyorum. Yoksa kasımın onunda tapınma ayini yapanlara benzememiz kaçınılmaz olur.

Leave a reply

(Required)
(Required, but never shared)